Dünya üzerindeki millet ve topluluklar kurdukları devletler ve bu devletlerin güç ve kuvvetleriyle anılıyorlar. Devletlerini güçlü hale getiremeyenlerin dünya arenasında yerleri yoktur.
Milletler, millet özelliklerini yerine getirerek ayakta kalabilmekte iken, devlet olmak ve ayakta kalmak bundan daha zor. Çünkü devletler milletlerin kurumsallaşmış durumu olmasına rağmen dünyadaki kabullerini göre ayakta durabiliyorlar.
Milletimiz tarihin başlangıcından bu yana milli özelliklerini yitirmeyerek, bağımsızlığından ödün vermeyerek devletsiz yaşamamıştır. Milletler milli özelliklerinden ödün vermeseler bile devlet kuramadıkları müddetçe hür ve bağımsız sayılamazlar.
İşte bunun için bağımsızlık uğruna, devlet uğruna çok savaşlar yapılmış, çok canlar verilmiş, vatanların her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmıştır. Vatanın tabiri bile artık mücadele ve kanla ölçülmüştür. Şair öyle demiyor mu?
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.
Toprak! Eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
İşte tarih boyunca vatan ve milletin beraber olabilme şartlarını bu şekilde sıralamışız. Yoksa bu vatan toprağı bize hediye verilmedi.
Vatan toprağını sahip olmak için verdiğimiz şehit sayısından daha fazlasını korumak için verdik. Hala vermekteyiz. Verdiğimiz hiçbir şehit için keşke demiyoruz. Fakat sahip çıkılan ve çıkılması gereken değerler üzerinde değişiklik yapılmasını ve kırmızıçizgilerin değişmesini millet olarak çok üzülüyoruz.
Türk insanı dünyanın geçici olduğunu, burada yaşamanın ve şerefle ölmenin her şeyden değerli olduğunu biliyor.
Milletlerin en büyük isteği ve amacı devletlerini kurmak, istedikleri gibi inançlarını ve törelerini, kurulu ise dünya üzerinde söz sahibi olmaktır. Fakat günümüzün millet ve vatan kavramları değişince bu kavramların içini boşalttılar. Bazen bilerek veya bilmeyerek bunlarla alay bile ediyorlar.
Bazıları devletlerinin dolayısıyla kendi milletlerin ortak mallarını saldırıp, kendilerine karşı saygısızlık yapmakta sınır tanımaz durumuna geldiler. Tabi bu millet bu hale durup dururken gelmedi. Yoksa insanlar Nasrettin Hoca fıkrası gibi Bindiği dalı neden kessin?
İnsanları en iyi cezalandırmanın yolu, evlatlarının akıllarını çelmek, anne ve babalarına karşı isyan ettirmektir. Çünkü Allah kimseye eşi ve çocuklarıyla imtihan etmesin. Bu durumda yapabileceğiniz birçok şeyden kendi kendinizi alıkoyarsınız.
Şimdiki dünyanın bundan pek farkı kalmamıştır. Bin yıllık kardeşlik ve dostluğun arkasından nifak ve ayrılık tohumlarıyla isyan ettirip akıl çeldirmenin mantığı nedir? Bu olsa olsa anaya karşı başkalarının sözünü dinleyip, benim babam kimdir? Sorusunu sormaktır.
Bu durumda babanın isyankâr evlada bir şey demeyip bütün evlatlarla aynı kefeye koyup bunun öfke ve isyanı bastırmaya çalışması da diğer evlatlar arasında huzursuzluğa sebebiyet verecektir.
Hiçbir devlet kendini baba olarak elini öpmeye ve saygını belirmeye gelen yüze vurmamalıdır. Kendini isyan eden tüküren yüze de sevmemelidir. Her davranış hakkını almadığı müddetçe millet kendini huzur ve güvende hissedemez.
Son günlerdeki devlet ve millet malına yapılan saldırılar karşısında üzülmemek ve ağlamamak mümkün değil. Fakat bununla nereye varılmak istendiğini anlamak da mümkün değil. Amacları belli değil mi? diyeceksiniz. Bunu amaç olarak belirleyenlerde dâhil, amaçlarını bu yolla ulaşamayacaklarını biliyorlar.
Maddi hasarların yanında kayıp giden canların hesabını nasıl verecekler. Millet malı kul hakkı olarak hesabı en zor olan bir haktır. Çünkü onda tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır. Buyurun helalleşsinler.
Milletimizin fertlerinin her biri bu hassas ve tehlikeli dönemi sağduyu ve vatanseverliği ile aşacaktır. Ama burada da hiçbir zaman sap ile samanı karıştırmamak gerekir. Vatan parçasını her karışında aynı duygu ve düşüncelerle savunmak ve sahiplenmek gerekir. Yoksa üzerinde yaşayan millet fertleri başta olmak üzere herkesin ümidi ve neşesi kaçar.
Vatanın huzurlu olduğu bölgelerde ters bakmanın ve yapılan en küçük hatanın üzerine acımasızca gidilirken, üzerlerine her türlü insanlık dışı malzemelerle gelenlere, cana, mala ve vatana kastetme sözleriyle karşı koyanlara hoşgörüyle karşılanması bu millet düşmanlarının ekmeğini sağ sürer.
Çünkü bu millet ne kendisine, ne başkasına çifte standart istemiyor. Bu millet suçlunun cezalandırıldığı, vatan hainlerinin, millet malını gösteri malzemesi olarak yakanların cezalandırıldığı hak, hukuk, adalet istiyor.
Millet malının, devlet malının kutsallığını herkese bildirmek durumundayız. Kabul etmeyenleri hep beraber kabul ettireceğiz. Fakat adaletle.
İslam'ın 2. Halifesi Hz. Ömer döneminde dağda kurt ile kuzu beraber otlanmışlardır. Herhalde bunu Hz. Ömer kurt ile konuşarak gerçekleştirmedi. Nasıl oldu? Adaletle.
Çünkü Hz Ömer:
-Adalet mülkün temelidir.
Derken hiçbir zaman bu söz çağlar ötesine gitsin diye değil, mülkün temeli ancak adaletle atılabileceği için söylemiştir. Şapkamızı önümüze alıp bir kere daha düşünelim ne dersiniz?
Muhabbetle