İnsanlık tarihini incelediğimizde, dünyadan gelip geçen insanların arasında iz bırakanlarını görmek zor değildir. Fakat biz hiçbir zaman iz bırakanların özelliklerini ve güzelliklerini görmeyiz. Zaten görmüş olsak bu halde olmayız.
Tarihin her döneminde insan topluluklarına yol gösteren insanlar çıkmıştır. İnsanlık bunların sayesinde önünü görebilmiştir. Bunların olmadığı topluluklar karanlıkta boğulmuşlardır. İnsanlık, geçmiş zamanların topluluklarından ışıksızları hiçbir zaman göremez ve inceleyemez.
İlk emri oku olan bir dinin temsilcileri, her zaman ilim ve bilime önem vermişlerdir. Zaman zaman birbirlerinden farklı gelişmiş olsa da Müslümanlarda ve Türklerde her ikisinin saygı gördüğü tarihi bir gerçektir. Atalarımız âlimleri her zaman değer verip ayrı bir yerde tutmuşlardır. Özellikle Osmanlı Padişahları tanıdıkları ve yeni fethedilen yerlerdeki ilim ve bilim adamlarını çalışabilecekleri yer ve mekânlara buyur etmişlerdir. Hatta daha da kıymetli tuttuklarını başşehirlere getirmişledir. Zaman zaman akıl almak için. Osmanlı zamanında günümüzden beş yüz yıl önce İstanbul'da kurulan rasathane hem döneminin en iyisiydi, hem de günümüzde bile hala faydalandığımız bir kurumdur.
Tarihte sırf ilim tahsil edilmesi ve ilim adamı yetiştirmeleriyle ünlü iller vardır. Buhara, Kahire, Belh, Horasan, Bağdat, Şam, İstanbul, Bursa bunlardan birkaçıdır. Aslına bakarsak Anadolu'nun gerçek fatihleri de buralardan yetişip gelenler değil midir? Alperenler!
Tarihte yetişen, içimizden çıkan ilim adamlarını her yazımızda anlatmaya kalksak yine bitiremeyiz. Biz anlatmakla bitiremediğimiz bilim adamlarının adlarını bile unutmuşuz. Hatırlamak bile istemiyoruz. Çünkü günümüzün idolleri farklı. Kendimizden başka her milleti ve içimizden olmayan her insanı taklit eder olmuşuz. Yeter ki bizden olmasın, tarihimizden olmasın. Bizde iki yüz yıllık bir millet kompleksi var.
İçimizden ne kadar büyük adam çıkarırsak çıkaralım, ne kadar büyük bir dinin mensubu olursak olalım, ne kadar köklü ve kullanışlı dilimiz olursa olsun, ne kadar asaletli ve necip bir milletin torunları olursak olalım bu duyguları atamıyoruz. Çünkü sabah akşam bize peynir ekmek gibi sunuyorlar. Kültür emperyalizmi bu olsa gerek.
Biz kendi insanımızı küçük düşürmekle övünüyoruz. İşte son günlerde en fazla okul açan Padişah diye haber yapılan II. Abdülhamid. Biz 90 yıldır söve söve bitiremediğimiz yüce şahsiyet. Yahudilerin kızıl Sultan tabirini seve seve söylediğimiz Gök Sultan.Daha kimi sayayım ki?
Memleketlerinde yerin dibine sokulan ve ağzıyla kuş tutsa yarım insan olamayıp, yad ellerde heykeli dikilen adsız kahramanlarımız. İşte burası Türkiye dedirtecek olaylar. Aynı şekilde zamanlarında ilim irfan adamı olmuş, günümüzün nesli tarafından tanınmayan binlerce ilim adamı var. İşte bunlardan biri Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.
Bırakın iyi amellerle anmayı hakkında eleştiri eser ve yazıları bile yazmışız. Çünkü sen kim oluyorsun da, kitap yazıp eser bırakıyorsun? İnsanların hatası olmaz mı? Olur tabi. Fakat eleştireceğin insana bakacaksın en azından ondan daha iyi olman gerekmez mi?
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.(1703- 1781)Anadolu evliya ve büyüklerinden. Ömrü boyunca ilimle meşgul oldu. En büyük eseri Marifetnamedir. Bu kitabında, kendinden önce yazılan kitaplardan öğrendikleriyle kendi bilgilerini yoğurmuştur. Bu eserinde insanı incelemiş, Allah yarattığı insanı en güzel şekilde yaratmıştır fikrini yazmıştır.
İbrahim Hakkı Hz. insan üzerindeki birçok inceleme ve tavsiyelerinin faydalı olduğu katindeyim. En azından böyle bir eser oluşturan insanların okunup tanınması gerekmektedir. Gerekmektedir ki, bu ilmin üzerine birkaç eser daha yazılsın. Tabi karalama maksatlı değil.
En ünlü eseri dediğimiz Marifetname'de Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. Aile ve toplumla ilgili birçok tespitler yapmıştır. İnsanların günlük hayatta uyacakları davranışların yanında, sağlam bir toplum olabilmenin ilk şartı olan sağlam evlat edinme kurallarını açıklamıştır. İnsan bugün sıkıntısını çektiği birçok konuyu bu tavsiyelerin içerisinde bulunca şaşırmadan edemiyor.
Bu eserinde çocuğun cinsiyetinden, kime benzemesinin nedenlerine kadar ve toplumda huzursuzluk çıkaran kişilerden daha fazla ailelerinin suçlu olduğu kanısı uyanmaktadır. Bakın eserde çocuğu meydan getiren anne baba sorumluluğu nasıl anlatılmış:
Erkek hanımının rızası ile vakitleri gözeterek birleşe; Eğer hilal ayının ilk günü olursa, ondan olan çocuk güzel olur. Eğer gündüz öğleden önce olursa, çocuk hâkim ve kerim olur. Pazartesi gecesi olursa Kur'an hafızı olur. Salı gecesi olursa, hem cömert ve hem de merhametli olur. Perşembe gecesi olursa, hem âlim hem de amil olur. Cuma gecesi olursa, abid ve arif olur. Cuma öğleden önce olursa, kutlu olur ve şehit olarak ölür.
Hanımından rızasız ederse; çocuk ahmak olur. Hilal ayının ilk gecesi, on beşinci gecesi ve son gecesi ederse, çocuk mecnun olur. Pazar gecesi ederse, çocuk yol kesici olur. Çarşamba gecesi ederse, çocuk öldürmeye meyilli olur. Ramazan bayramı gecesi ederse, çocuk ana babaya isyankâr olur. Kurban bayramı gecesi ederse, çocuk altıparmaklı veya dört parmaklı olur. Beraat gecesi ederse, çocuk kötü huylu olur. Eğer yola gidecek gecede ederse, çocuk müsrif olur.
Daha uzayıp gitmektedir. Herhalde kendimizin ve toplumumuzun iyiye gitmesi için hem çok okumalıyız hem de geçmişimizi sahip çıkmalıyız. Unutmamalıyız ki, toplulukların değişmesi ve gelişmeleri insanların elindedir.
Muhabbetle