Türkler, tarihin her döneminde bulundukları yerleri yurt yapmasını ve yurtlarını korumasını bilmişlerdir. Vatan yapmakta gösterdikleri başarıları memleketlerini korumada da göstermişlerdir. Bu duygularını tarihten gelen asaletlerinden ve inandıkları dinlerinden almaktadırlar.
Tarihin hiçbir döneminde esaret altında yaşamayan Türkler, vatanlarını savunmak için gösterdikleri kahramanlık destanlarını tarihe hediye etmişlerdir.
İşte sizlere yine tarihin yapraklarına altın halka olarak geçen bir Türk'ün destanından bahsedeceğim.Bu destan ki, düşmanını bile hayran bırakan, kendisini inanan bir avuç insanla dünyaya meydan okuyan, Kafkas Kartalı: Şeyh ŞAMİL!..
Bugün, Kafkas Kartalı Şeyh şamil'in ölümün yüz yirmi dokuzuncu yıl dönümü. Bundan yüz yirmi dokuz yıl önce Hak'a yürüyen Şeyh Şamil'e ve onunla birlikte savaşan mücahidlere Allah'tan rahmet diliyorum. Yaradan hepsinden razı olsun!
İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan'ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avar Türklerine mensup Dengau Muhammed'dir. İki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında başarılı idi.
Kayınpederi olan Nakşibendî Şeyhi Cemalettin Gazi Kumuki ve Said Herakani dersler alarak İmamet makamına yükseldi.
Şamil, İmam yani devlet reisi seçildikten sonra ilk iş olarak içişlerine el attı. Ruslara karşı daha etkili savaşmak için askeri ve idari teşkilatlar kurdu. Medreselerde eğitime önem verdi. Fikir ve sanat alnında da büyük adımlar atılmasını sağladı.
Güçlü hitabeti, kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış, ünü kısa zamanda yayılarak, otoritesi Dağıstan civarına yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir.
Her biri birer savaş kahramanı olan yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammet, Kabet Muhammet, Şuayıp Molla, Taşof Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammet, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Hacı Murat ve Şamil'in büyük oğlu Muhammet Gazi, gazavat'ın adı anılması gereken başlıca kahramanları oldular.
Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya'nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen on yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam otuz beş yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar verdirmiş ancak kısıtlı sayıdaki asker sayısı da günden güne erimiştir.1839 da Ahulgo Tepesinde 3.000 mürid ile Genaral Grabbe komutasındaki 1.000'i aşkın üstün donanımlı Rus ordusunun kuşatmasını seksen gün süreyle direnişi harp tarihine geçmiştir. Şamil bu savaşta eşi Cevheret'i, oğlu Sad'i ve kış kardeşi Mesedo'yu kaybetmiş, 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin'i Ruslara rehin vermek zorunda kalmıştır.
Savaşlara iştirak eden Rus komutanlarından Milyutin, 80 gün devam eden Ahulgo savaşı hakkında hatıratında şu satırlara yer veriyor, Artık muharebenin sevk ve idaresi kumandanların elinden büsbütün çıkmıştı. Hiddetlerinden köpürmüş, adeta çıldırmış hale gelen dağlılar, ulu orta askerlerimizin üzerine saldırıyor, süngü ucunda can verinceye kadar dövüşüyorlardı. Kadınlar bile kendilerini kudurmuş gibi müdafaa ettiler ve silahsız oldukları halde sıra sıra süngülerimizin üzerine atıldılar. Lakin muvaffakiyet için her türlü fedakârlığı hiçbir ümitleri kalmadığı halde kahramanca dövüştüler. Kadınlar, çocuklar ellerindeki kamalarla Ruslara hücum ediyor, süngülerin önünde göz kırpmadan can veriyorlardı. Bazıları ise kendilerini ve çocuklarını korkunç uçurumlara atıyorlardı. Yaralılar bile inanılmaz şekilde dövüşüyorlardı.
İşte düşman gözüyle kahramanlığın anlatıldığı bir savaş. Şamil'e hiçbir dost ülkeden yardım gelmedi. 70.000 bin Rus ordusu karşısında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra teslim oldu.
İmam şamil, aile etrafı ile beraber yaklaşık 40 kadar kişiyle Petersburg'a Çarın sarayına götürüldü. Çar bu kahramanı yüzünden ve sakalından hayranlıkla öperek karşıladı. Fakat esaret bütün Türklere olduğu gibi Kafkas kartalına da çok zor geldi. İki yıl içinde bütün saçları ağardı. Büyük kızı ve gelini vereme yakalandılar
On yıl sonra Şamil'e Hac'a gitme izni verdiler. Şart olarak oğlunu alıkoyacak ve dönüşte mutlaka Rusya'ya gelecektir.
Şamil, 1870 yılında yanındaki kişilerle İstanbul'a gelir. Muhteşem bir karşılama ve izdiham. Sultanın tahsis ettiği gemi ile Kutsat Topraklara gider. Cidde Limanında ve Mekke'de aynı alaka ile karşılanır. İzdiham sonucunda Şamil'i Kâbe'nin üzerine çıkarılarak herkesin görmesi sağlanır.
Şamil dönüşte Medine'de rahatsızlanır ve yatağa düşer. Ve 1871 yılında 74 yaşında başında Kur'an-ı Kerim okunarak ve şahadet getirerek hayata veda eder.
Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, dehasını ebedi düşmanı Rus'lara bile kabul ettiren, dünya tarihine gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri olarak yazdıran İmam Şamil geriden gelenlere ışık olmuştur.
Düşmanlarına bile övücü sözler söyletebilen kahraman milletler dünyada hiçbir zaman bağımsızlıklarını yitirmeyeceklerdir. Yeter ki, benliklerini, inançlarını ve törelerini bozmadan yaşayabilsinler.
Yazımı, Kafkas Dağlarında mücadele veren düşmanlarını övmekten kendini tutamayan Karl Marks'ın sözüyle bitirmek istiyorum:
Hürriyetin nasıl elde edilmesi lazım geldiğini Kafkasya Dağlarından ibretle öğreniniz. Hür yaşamak isteyenlerin nelere muktedir olduğunu görünüz. Milletler onlardan ders alınız.
Muhabbetle!..