NARLI YAZI

Bir zamanlar yüzüne kimse bakmazdı ama gazetelerde, dergilerde kendisinden o kadar söz edildi ki, birden medyatik oldu ve değeri artı, her yerde nar suları içilir oldu. Oysa İngiltere'deki Reading Üniversitesi ve St. George Hastanesi uzmanlarının yaptığı araştırma, süper gıda denilen nar suyunun çok fazla içildiğinde hücre tahribatına yol açabileceğini ortaya koydu. Uzmanlar özellikle nar konusunda yanlış inanışlar olduğunu belirterek şu açıklamayı yapıyorlar: “Narın yeşil çaydaki antioksidanın 8 kat fazlasını içerdiği ve hücreleri serbest radikallerden koruduğu söyleniyor. Ancak narın etkisi sadece bir saattir. Daha sonra kandan atılır.” Truva kralının oğlu Paris, güzellik konusunda tanrıçalar arasında anlaşmazlık çıkınca hakem olarak seçilir. Her tanrıça çeşitli vaatlerde bulunur ama o, aşk vaadinde bulunan Afrodit'i yeğler ve tanrıçaların en güzelini belirlemek için elindeki narı ona verir. Yani nar güzelliğin ve aşkın meyvesidir. Narı dünyaya tanıtan eski Romalılarmış. Kartaca savaşından sonra narı anavatanından alıp Roma'ya götürmüşler. Nar, Mısırlılar tarafından bereket ve bolluğun simgesi sayılmıştır. Nar, toplumsal hayatta egemenlik gücü olarak da algılanmıştır.

            İngiliz bilim adamları günde bir elma ya da portakal yenilmesini öneriyorlar.

            Derken gazetede bir yazı daha çıktı. Kiraz kalp hastalığıyla iki koldan savaşıyormuş. Hem kolesterolü hem de kan şekerini düşürmeye yardımcı oluyormuş. Kirazda kırmızı ve mor meyvelere anthocyani maddesi bol miktarda bulunuyormuş.

            Yandık desene. Kiraz da yüzümüze bakmaz, havalarda gezer artık. Ateş pahası olur, yanına yaklaşılmaz.

            Neyse, bu ihtimalin gerçekleşmemesi için dua edelim de narlı bilmecelerle sizi baş başa bırakalım. Bakalım atalarımız narı nasıl dile getirmişler:

            Mini mini fincan, içi dolu mercan.

            Ağaçta vurdum karga, içi dolu kavurga.

            Çarşıdan aldım bir tane, eve vardım bin tane.

            Hanım uyandı, cama dayandı, cam kırıldı, kana boyandı.

            Bir karı ile koca. Mırmır eder her gece. Kadın der ki: “Hey koca İstanbul nice?”

Koca der ki: “İstanbul bucak bucak, çevresi mermer ocak, içinde bir sandıcak, içi dolu boncucak.”

            Bir türkümüz de narlıdır:

            Nar ağacı narsız olur mu/ Yiğit olan yiğit yârsiz olur mu/ Benim gönlüm sensiz olur mu?/ Nar ağacı ulam ulam/ Yâr yitirdim gülüm nerde bulam/ Kırk güzel içinde / Gözlerinden bilem/ Nar ağacı biçim biçim/ Ben ölüyom gülüm senin için/ Hep dostlarım düşman oldu/ Bir tek seni sevdiğim için.”

            Bir manimizde de sevgilinin koynunda nar olduğu belirtiliyor ve ona şöyle sesleniliyor:

            Şu zülfünü tara kız

            Atma beni dara kız

            Baban bekçi tutmaz mı

            Koynundaki nara kız!

            Göğsün nara benzetilmesi şu dörtlükte de görülüyor:

            Kaya dibi kar gider

            Dibinde hurma biter

            Nazlı yârin bağında

            El değmedik nar biter.

            Ne mutlu o bağın narına el değdirenlere, sevgilinin nar bahçesinde gezebilenlere.

Yazar: Erhan TIĞLI
http://www.nazillitv.com/ sitesinden 25.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.