UZUN YAŞAMIN GİZİ

“Ve Tanrı insanları uzun bir yaşam sürsünler diye Nazilli'yi yarattı. En güzel yeryüzünün üstünde ve en güzel gökyüzünün altında…” Böyle demiş yüzyıllar önce tarihin babası Herodot. Böylesine özene bezene yaratılan bir cennette yaşamak mutlu eder doğanın kucağında yaşayan insanları…

Yıllar önce Evliya Çelebi de dolaşmış Aydın'ı, Nazilli'yi. “ Dağlarından yağ, ovalarından bal akar. Nazlı kızlar keklik gibi sekerek dolaşır sokaklarında,” diyerek. İnanıyorum ki yüzyıllardır kandilin yağı olup evimizi şavkıtan, her gün soframızdan eksik olmayan zeytinin, zeytinyağının ve ağacın balı incirin yaşantımızda özel bir yeri vardır diye düşünüyorum.

Nazilli'de yaşayan yüz bir yaşındaki Kübra nine, etten çok çeşitli sebze ve yöresel otlardan ısırgan, ebegümeci, arapsaçı, tilkikuyruğu, sarmaşık, gelincik, soğan sarımsak yediğini ama yoğurt ve pekmezi de sofrasından hiç eksik etmediğini söylüyor. Yaşam felsefesi olarak da: “ Eşeğimi kaybederim, neşemi kaybetmem. Ben yaratılan her şeyi severim, herkes de beni,” diyor. Özgüvenini hiç kaybetmemiş, ne istediğini bilen biri.

Deniz kıyısı değil de denize yakın iç bölgelerde karşılaşıyoruz ileri yaşlı kişileri. Türkiye'nin yaşlılık haritasında, kırk sekiz bin olan yüz yaş üzeri yurttaşın nüfusa düşen oran olarak ne fazla Aydın- Nazilli İlçesinde yaşadığını yazıyor gazeteler. Bence beslenme, hava kadar kin ve nefretten ırak, paylaşmayı bilmek de uzatıyor yaşantımızı.

Nazilli'nin bir köyüne görevli gittim. Sabahın erken saati, bir ekmek kokusu geliyor ki… Sağ tarafımdaki evin bahçesinde sermiş hasırı yere, yaşlı bir nine, yufka açıp, ekmek pişiriyor.

Kolay gelsin nine, diyorum. Yüzünde güller açıyor. Elini sallayarak:

- Sağ ol yavrum. Dur bakayım, şu yufkanın birini sıcak sıcak yiyiver, diyor. Uzatıyor yası geçle. Bu ninenin bir daha beni görmesi olanaksız, hiç düşünmüyor bunu. Güneş yüzlü ninem, seviyor Tanrı konuğunu. Bence güzellikler paylaşabilmekte gizli.

İnsanoğlu var olalı beri ölümden korkmuş, uzun ve sağlıklı yaşayabilmenin yollarını aramış.  İlk destanlar, lokman hekimler hep ölümsüzlüğün giziyle uğraşmış. Tam buldum derken elindeki reçeteyi nehre uçurmuş. Arpa tarlasına mı gitmiş ne, arpa ekmeği ya da suyunu içenler uzun ömürlü olurmuş.

Bir de baharda göreceksin Nazilli'yi, harıl harıl dereler coşarken, kuşlar, kelebekler uçuşurken hani… Özgürlüğü, bir gelin gibi takıp çıkacaksın kırlara. Yeni yıkanmış doğa, pırıl pırıl… Ne kadar halısı, kilimi varsa uzatmış yerlere. O çiçekler renk renk, burcu burcu, genzinizi yakan bir koku… Ve renk renk gökkuşağı…  Sev sevebildiğin kadar, sevgiden güzel ilaç mı olur?

Yaşantımız düğümlerle dolu. Biri çözülürken diğeri kesiyor yolu. Cumhuriyet muhtarı diyor ki:

-Koskoca basma fabrikasına ne oldu? Hani “Nazilli basmaları Nazilli'de dokunur,” diye türküsü vardı. Uzun yaşamanın bir damarı da fabrikaydı. İnsanların işi, aşı vardı. Sadece Nazilli yaşatıyor sanmamalı.

Sular bile dalga dalga, Menderes kıvrım kıvrım, yeni doğumlara sancılı. Yok ettikçe doğadaki dengeyi, gelecek hep acı.” Her ne ararsan kendinde ara, Mekke'de Kudüs'te hac'ta değil,” diyor ya Hacı Bektaş Veli. Bu sözü iyi bellemeli. Cehennemde ateş yokmuş, her insan kendi ateşini kendi götürüyormuş.

Gülerek bakarsan aynaya gülen birisini görürsün, ağlarsan ağlayanı. Bence yaşamın gizi, beleklerde, bakışlarda gizli, kini, nefreti yok edip kardeşçe yaşamayı bilmeli

Yazar: Etem ORUÇ
http://www.nazillitv.com/ sitesinden 11.02.2012 tarihinde yazdırılmıştır.