Bir ozanımız, "Bilgisiz düşünmek büyük bir bela, çalıkakıcılar doldu meydana." diyor ya gerçekten yeterli bilgimizin olmadığı alanlarda susmasını bilmek, en büyük erdemlilik bence. Anadolu Alevîliği ve Tahtacılar konusunda da bilen bilmeyen, amaçlı çarpıtmaya çalışan, duyduklarının doğru olduğunu sanıp alim kesilen bir çok insanımız var... Türk Dil Kurumu sözlüğünde Alevîlik sözcüğünün karşısında, "Hanife Ali yanlısı olma durumu" yazıyor. Tahtacı sözcüğünü de "Anadolu'da yaşayan bazı Alevîlere verilen ad" diyor. Ben Alevî değilim. Hacıbektaş öykü yarışmasında ödül kazandığım yıl Hacıbektaş'a gittiğimde oranın belediye başkanına sormuştum. Anadolu Alevîliği ne demek, diye. Başkan:
"Anadolu Alevîliği diğer Alevîlere benzemez. Diğerleri Ali soyundan geldiğini iddia eder. Halbuki Anadolu Alevîleri öz be öz Türk’tür. Dualarını bile Türkçe yaparlar. Bizler Ali'ye sadece sempati duyuyoruz. Anadolu'nun asıl unsuruyuz" demişti. Sonradan yaptığım araştırmalar da bu düşünceleri doğrulamıştı.
Anadolu'yu Türklere yurt yapan hümanist düşüncenin kökeninde de Alevîler var. Hacı Bektaş Veliler, Mevlanalar, Yunus Emreler, Pir Sultanlar, Abdal Musalar Anadolu Hümanizmini besleyen kişiler.
Ne diyor Hacı Bektaş Veli: "İncinsen de incitme. Kadınlarımızı, kızlarımızı mutlaka okutalım. İri olalım, diri olalım, diri olalım."
Mevlâna: "Bin kere tövbe edip tövbeni bozduysan yine gel, bizim kapımız umutsuzluk kapısı değil. Hamdım, piştim, yandım. Nice insanlar gördüm üstlerinde giysi yok, nice giysiler gördüm, içlerinde insan yok."
Yunus Emre: "Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil. Sevelim sevilelim. Cennet cennet dedikleri/ birkaç köşkle birkaç huri/ isteyene ver en onu/ beni seni gerek seni. İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir."
Abdal Musa: " Evvela sırrını sakla, az söyle, kavga edenden kaç. Hiç bir kimsenin kötülüğünü gülme. İbadet ve malınına güvenme. Halim ve selim ol."
Hazreti Ali: " İsteklerini kontrol altında al. Kalbinde halka karşı şefkat ve sevgi uyandır. Bağışlayınca pişman olma. Öfkelenip ceza vermede acele davranma. Dostunun düşmanını dost edinme. Söz verdiğinde sözünden cayma. Eline, beline, diline hakim ol."
Bu güzel öğütlerin, seçkin sözlerin hangisini karşı çıkabilirsiniz. Ben tümünü yürekten inanıyorum. Benim, Alevîyim diyen Türk kardeşimden ne farkım var. Elbette onların içinde de tutucu, kökenini pek bilmeyen yarı cahiller de var. Ama cehalet tümümüzün düşmanı...
Atatürk'ümüz Kurtuluş Savaşını başlarken Hacıbektaş'a gidip Alevîlerden destek alır. O yıllarca horlanan, dağlara, kuytulara saklanan halk Atatürk'e Hz. Ali gibi sahip çıkmıştır. Hacı Bektaş derneklerinde ve evlerinde Atatürk'ün resmi vardır.
Ülkemiz üzerinde haince emelleri olan sömürgeci güçler, bir ülkeyi içten çökertmek için önce dilini, geleneklerini bozuyor, sonra da dini, mezhepleri, ırkları birbirlerine karşı kışkırtıyor. Bu oyuna bilgisiz bazı kişiler de çanak tutuyor.
Sıradan, bilgisiz kişilerin davranışlarını anlarım da Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün, İngiltere'ye Kraliçenin elinden ödül almaya giderken gazetecilere söylediği sözü pek anlayamadım. "Ben Alevî rektör de atadım." Bu ne demek oluyor Sayın Cumhurbaşkanım, yoksa atamayacak mıydınız?
Yurdumuzun üzerinde kara bulutların dolaştığı şu günlerde yurt düşmanlarının oyununa gelmeyelim. Hacı Bektaş erenin dediği gibi ağzımızdan söz çıkmadan düşünerek, nereye gidip geleceğini irdeleyerek konuşalım yani " Elimizi, belimizi, dilimizi hakim olalım."
Atatürk'ümüz ne diyor: "Ne mutlu Türk'üm diyene," diyor, Türk olana demiyor. Sevincimizde ve acımızda ortak olduğumuz, yılarca aynı teknede yoğrulan Anadolu Halkının birbiriyle alıp veremediği hiç bir şey yoktur. Öyleyse bu sıkıntılı günlerde Hacı Bektaş'ın dediği gibi, "İri olalım, diri olalım, bir olalım...