AŞK'ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır AŞK.
Ya tam ortasındasındır, merkezinde,
Ya da dışındasındır, hasretinle..
Diyor Elif Şafak yeni kitabı AŞK'ı henüz anlatmaya başlamadan.
Sonra;
-Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela AŞK, MERHAMET ve ŞEFKAT anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir
-Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.
Bunun gibi 38 ilke daha Mesnevi öğretisiyle harmanlanmış Elif Şafak'ın kaleminden.
Hele o ki Şems-i Tebrizi, yani Mevlana'nın ruhdaşı.
Onun bir yorumu şamar oldu gönlüme Birinin ağzından bal gibi dökülen söz, bir başkasının kulağına zehir gibi gelebilir. Halbuki Allah söze değil, niyete bakar. Edep bilenler başkadır. Canı yanmış aşıkların şeraiti bütün dinlerden ayrıdır. Biz mezhep, din veya dil ayrımı bilmeyiz. Kamu alemi bir tutar, birleriz. Başkasının ağzından çıkan söze günah demeyiz. Çünkü kalpleri Allah bilir, biz bilmeyiz. O yüzden susar, kimseyi ötelemez, incitmeyiz. Bizim tek mezhebimiz var. O da ALLAH
Bir de dervişle (Şems), Mevlana'nın önce rüyalar aleminde birbirlerine ayan olmaları ve sonra yaşadıkları hayatta birbirlerini ilk kez gördüklerinde bakışlarıyla ilelebet can, canan olduklarını okumanızı çok isterim.
Ben bu kitabı elime aldığımdan beri bir başkayım artık.
Bana uğrayan bu hallerin hiç beni bırakmasını istemeyecek kadar başkayım. Herkes nasibini yer ama ben bu kitabı hatta akabinde Mesnevilik hakkında da okumanızı rica ediyorum.
Ben bugüne kadar Allahın zaten kainatın her köşesinde olduğunu bilerek yaşadım, şimdi görüyorum. İliklerime kadar yeşermiş, renklenmiş, çoğalmış hissediyorum kendimi. Baharımı yaşıyorum.
Hamdım, piştim, yandım demiş ya Mevlana. Ben daha yeni gördüm beni pişirecek olan ateşi..
Hamuş derdi Mevlana kendine. Yani Suskun. Düşündün mü hiçbir şairin, hem de namı dünyayı sarmış bir şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine SUSKUN adını verdiğini
..Mesnevi'yi şerhedenlerin çoğu bu ölümsüz eserin b harfiyle başladığına dikkat çeker. İlk kelimesi Bişrev!dir. Yani dinle. Tesadüf mü dersin ismi Suskun olan bir şairin en kıymetli yapıtına Dinle! diye başlaması. Sahi sessizlik dinlenebilir mi? Bu da kitabın içinden bir paragraf.
Bu daha önce bildiğim her şeyi sıfırlamadı sanki arttırdı, çoğalttı.
Öyle heyecanlıyım ki yepyeni, pırıl pırıl gösteren bir gözlük var sanki gözümde.
Meğer ne kadar ihtiyacım varmış bu demli muhabbete.
Aşk'dan nasibini almanız dileğimdir.
Muhabbetle, sevgiler..