Sizlere Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanmış gerçek bir dostluk öyküsü anlatacağım. Dosttun iyisi kara günde belli olur derler ya… Şu arkadaş sözcüğüyle dost sözcüğünün arasındaki ilişkiyi araştırdım. TDK sözlüğünde arkadaş: Bir işte beraber bulunanlardan her biri, içten olma, dostça, yazıyor. Dost sözcüğünün karşısında da sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş yazıyor.
Ve dostlukla ilgili özdeyişleri sıralamış. “ Dost acı söyler. Dosttun sillesi düşmanın güllesinden beterdir. Dost başa düşman ayağa bakar…” gibi güzel özlü sözler. Aslına bakarsan dost bulmak da zor, dost kalmak da… Her güzelliğin bir bedeli var. Bedelini ödeyemezsen, dostun sana gereksinim duyduğunda yanında olamazsan, bu dostluklar dostluk sayılmaz. Dost dediklerimizin özü, sözü doğru olmalı.
Kan ve barut kokusunun genizlere yaktığı günler. Bir ölüm, kalım savaşı veriliyor Batı Anadolu’da. Çoban ateşleri yanıyor dağlarda yıldız yıldız. Çiğiltepe kuşatılmış ama ele geçirilememiş. Kan gövdeyi götürüyor oluk oluk…
İşte Kurtuluş savaşının en kanlı günlerinden birinde asker, en iyi arkadaşının kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperden çıkaramayacağı bir ateş altındalar. Asker teğmenine koştu hemen:
- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp getirebilir miyim? “ Delirdin mi?” der gibi baktı teğmen:
- Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük ihtimalle ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
Asker yoğun ateş altında, fırladı siperden ve mucize eseri; arkadaşının yanına kadar gitti. Yaralı arkadaşını sırtladığı gibi taşıdı sipere. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yığılmış askere döndü:
- Sana hayatını tehlikeye atma, değmez dememiş miydim? Bu zaten ölmüş.
- Değdi komutanım, değdi! dedi asker.
- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?
- Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu. Ve O’nun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için…
Hıçkırarak, şehit olan arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
- Geleceğini biliyordum, dedi. Yanındaki askerler de, teğmen de ağlıyordu
Dosttun iyisi kötü günde belli olur derler ya, en kötü günde dostunu yanında görebilmek ne güzel şey. Ölürken bile…
Eskiden ölümüne dostluklar vardı. Bunlardan birisi de asker arkadaşlarıydı. Afyonlu bir arkadaşım anlatmıştı. Babası askerden döndükten sonra bir hastalığa yakalanıp, ölüyor. Her yıl elli kilometre uzaktan babasının iki asker arkadaşı gelip, kendi harmanlarını kaldırmadan asker arkadaşının harmanını kaldırıp evine teslim ederlermiş.
Altmışlı yılları düşünüyorum da, dost, arkadaş dendi mi akan sular dururdu. Dost için gece gündüz denmez, koşulurdu. Dostta iyilik etmek sanki bir ibadetti.
Şimdi bakıyorum da insanlar iyice bencilleşti gibi geliyor bana. Şu gelimli gidimli dünyada ölümü hiç düşünmüyorlar. Bir açgözlülük sarmış ki insanlara, dünyayı yutup, ahreti de bellerine saracaklar sanki.
Böylesi kötü günlerde insan ister istemez Koca Veysel’i anımsıyor. “ Dost dost diye nicesine sarıldım. Benim sadık yarim kara topraktır. Demek ki Aşık Veysel Şatıroğlu’nu da çok çektirmişler.
Gerlecek günler pek aydınlık görünmüyor. Durmadan kin, nefret, kötülük tohumları atılıyor. Tek tek kurtulmamız da olanaksız bu gizemli oyundan. Ne demiş atalarımız. “Su uyur düşman uyumaz. Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” Gelin dostlar bir olalaım. Düşmanların oyununu bozalım. Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi: “ İri olalım, diri olalım, bir olalım,” ama geç kalmayalım.