ANKET
NAZİLLİ'NİN VEKİLİ SİZCE KİM OLMALI?
YAZARLAR
PİYASALAR
DOLAR
1,8405
EURO
2,3135
IMKB
54.885
HAVA DURUMU
Ankara 10 / 22 °C
İstanbul 15 / 21 °C
İzmir 13 / 21 °C
Aydın 12 / 24 °C
MAİL LİST
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Etem ORUÇ
NAZİLLİ’DE ÜÇ KONGRE
28.02.2011 18:59

Kan ve barut kokularının genizlere yaktığı, kadınların, kızların, çocukların çığlığının dağlarda yankılandığı günler. Yıl 1919, Mayısın 27’si Aydın Yunan birliklerince işgal edilmiş. Aydın’a önce padişahın nasihat heyeti gelmiş. “Yunan ordusu şeriat ordusudur, sakın ona karşı taşkınlık yapmayın. İyi karşılayın,” diye uyarmış. Aydın Belediye başkanı, müftüsü, papazı şehrin altın anahtarını gümüş tepsi üzerine koyarak Yunan komutanına vermen için Germencik’e gitmişler. Evlerine de Yunan bayrağı çekmişler.

Aydın’ın efeleri, yurtsever subayları ve askerleri, Balkan göçmenleri, kahraman Yörükleri, yani yiğit Türk halkı bir araya gelerek “Kuvayı Milliye”yi kurmuşlar. Padişahın nasihatini dinlememişler. 15-16 Haziran gece yarısı Yörük Ali Efe önderliğinde Malgaç Köprüsü yanındaki Yunan karakolunu basarak 22 Yunan askerini öldürüp silahlarını almışlar.

Yıllardır süren savaşlardan yılan halkımız, bu baskınla Yunan Askerlerini de yenebileceğini düşünüp Kuvayı Milliyecileri sahiplenirler. Nazillili Hacı Süleyman efenin aracılığıyla (Biricik oğlunu güven sağlamak için efeye rehin vererek)  Demirci Mehmet Efe de dağdan inip Köşk cepesinde yerini alır. Bir yıl üç ay süren direniş, Umurlu, Çayyüzü, Eğrikavak, Mendiğüme, Üçyol, Kaymakçılar’a kadar uzanan bu cephede her kesimden yirmi binden fazla kahraman yurdu için ölümüne savaşır.

Hiçbir başarı kendiliğinden oluşmaz. Başarılar bilinçli ve örgütlü çalışma ister. Mustafa Kemal, 23 Temmuz’da Erzurum kongresini toplar. 6-8 Ağustos’ta da Nazilli’de 1. Kongre toplanır. Bu kongreye Antalya, Isparta, Burdur, Denizli, Tavas, Karacasu, Kuyucak, Bozdoğan, Çine, Muğla, Yenipazar, Kuşadası, Aydın’ın her kesiminden temsilciler katılarak Kuvayı Milli’ye komutanı Demirci Mehmet Efe’nin gereksinimlerinin nasıl karşılanacağını (yiyecek, giyecek, silah, mermi gibi…) ve bu direnişte nelerin dikkat edileceği hakkında karalar alınır.

Ama bu toplantılarda da Padişah yanlısı, Hürriyet ve İtilaf partisinin adamları bu mücadeleyi engellemeye, Kuvayı Milliye yanlısı olan, İtilaf ve Terakki partisi yanlılarını dışlamaya çalışırlar. Padişah yanlısı Antalya tensilcisi Nuri Efendi, bir ara Demirci üzerinde etkili olan kuvayici Celel Bayar’ın bu cepheden ayrılıp Alaşehir cephesine gitmesini sağlar. Dağ diplomatı olan Demirci Mehmet Efe, Yarbay Hacı Sükrü’nün de uyarmasıyla yaptığı yanlışlığı anlayıp, Padişaha baş kaldırıp Nazilli’de Cumhuriyet ilan etmeye kalkışır.

Nazilli’de 2. Kongre 19-23 Eylül’de, 3. Kongre de 6 Ekim 1919’da yapılır. 4-11 Eylül’de yapılan Sivas kongresine de Nazilli’den Hacı Süleyman Efendi önderliğinde bir heyet katılır. Bu örgütlü çalışmalar düzenli ordunu kurulmasına zaman kazandırılır. Kurulan milli ordu ile de yurdumuzdan düşmanlar temizlenir.

Geçmişini iyi bilmeyen, sahip çıkmayan ulusların, uluslar arasında da değeri olmaz. Gerçekten geçmişimizi ve kimliğimizi sahip çıkabiliyor muyuz? Nazilli’ye güzel bir müze açıldı. Ama içinde Nazilli Kongrelerini büyük boyutlarda yazılı olarak görmek isterdim, göremedim. Müzenin önüne bir efe heykeli dikilmiş ama ben efeye bakarken yanımdaki bir amca: “ Böyle baykuş gibi efe mi olurmuş” dedi, zoruma gitti.. Efe dediğin fidan gibi, dik duruşlu, başı dağ çiçekleriyle süslü, delikanlı olması gerekmez mi? Amca haklı da… Bir şey yapıyorsak güzel ve aslına uygun olmasına dikkat etmeliyiz. Bu eksikler tamamlanıp oraya tüm efe torunlarını gurur duyacağı bir efe heykeli yapılıp, değiştirilmeli diye düşünüyorum. Zaten altına efe heykeli diye yazılmasa onun efe olduğunu da kimse inanmaz. Bu konularda oldukça duyarlı olduğunu bildiğim belediye başkanımızın gerekeni yapacağını inanıyorum.

Şöyle geriye bakınca bir arpa boyu yol gitmediğimizi görüyoruz. Dün de;” padişahım çok yaşa” diye bağıran partiler vardı, bugün de var. Osmanlı, Türkçeyi konuşmaktan bile utanan, karma yapılı, milliyetsiz bir devletti. Bu gün de milliyetçilikten utanan, ulusu ulus eden değerlerimizi yok etmeye çalışan kişiler var. Atatürkçülüğü yok etmeye, Atatürk değerlerine bağlı ne varsa ortadan kaldırmaya çalışan zihniyetler var. (Onlar Kurtuluş Savaşı yıllarında da İngiliz mandasını özleyen, özgürlüğü içine sindirememiş kişiler.) Atatürk gibi tam bağımsız bir ülkede, onurluca yaşamak isteyen kişilerin mücadelesi bu gün de devam ediyor.   

Seçim önünde oy verirken insanlar sadece günlük çıkarlarını değil, Ulusunu geleceğini, Türklüğü, Türk Kültürünü sahiplenip çocuklarımıza ve torunlarımıza yüz akı bir vatan bırakıp bırakamayacağını da öncelikli düşünerek oy vermeli. Boynu tasmalı bir köpek gibi yaşamaktansa, özgürlüğü için gerektiğinde ölümü göze alan, onurlu, dik başlı insanların yurdudur Türkiye Cumhuriyeti. Ne demişti Yüce Atatürk: “ Ya istiklal, ya ölüm.” Ölümü gerektiğinde göze alamayanların özgür yaşama hakkı yoktur.

Tüm ulusal değerlerimizin bir bir satıldığı, panoların, levhaların yabancı sözcüklerle doldurulduğu, Bankaların, sigorta şirketlerinin, büyük şirketlerin yarıdan çoğunun yabancılara satıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Ulusal simgemiz gibi olan Türk rakısının bile yabacılara satıldığı bir ülkede yaşıyoruz.  Kahraman şehitlerimizin kemiklerini daha fazla sızlatmak istemiyorsan lütfen düşün… 

Bu yazı toplam 418 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÇOK YORUMLANANLAR