ANKET
NAZİLLİ'NİN VEKİLİ SİZCE KİM OLMALI?
YAZARLAR
PİYASALAR
DOLAR
1,7535
EURO
2,3060
IMKB
60.675
HAVA DURUMU
Ankara -5 / 3 °C
İstanbul 4 / 8 °C
İzmir 4 / 10 °C
Aydın 4 / 11 °C
MAİL LİST
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Etem ORUÇ
SON OSMANLI

      Yandaş gazetelerde baş haber : “ Son Osmanlı'ya veda! 2. Abdülhamit'in torunu 'Son Osmanlı' olarak anılan Ertuğrul Osman dün son yolculuğuna uğurlandı. Sarayda doğan son şehzade olan Ertuğrul Osman, Sultanahmet camisinde kılınan cenaze namazından sonra dedesinin de mezarının bulunduğu türbeye defnedildi.” Gazete haberi böyle devam ediyor.  Gazetede büyük boy bir de tabutunun fotoğrafı var. Tabutuna kâbe örtüsüyle birlikte Türk Bayrağını da örtmüşler. Yanında da Ertuğrul Osman ve Afganistanlı eşinin oldukça çağdaş giyimli fotoğrafı... Bunlar Amerika'da kalıyorlarmış. Yaz tatillerini İstanbul'da geçirmeye başlamışlar. Ertuğrul Osman ölümünden önceki bir konuşmasında: “ Her imparatorluğun olduğu gibi Osmanlı Devletinin de dönemi bitmişti. Atatürk olmasaydı Türkiye Cumhuriyeti de olmazdı.”diyordu. Cenaze törenini bazı televizyon kanalları canlı olarak gösterdi. Sakallı, kara çarşaflı, ilkel görünüşlü, bazı kişiler “ Le ilahi illallah! Allahu ekber!” diye bağırıyor. Polisler bazı kişilerin ağzını kapatarak ( Ne söylemek istiyorlarsa!) bağırmalarını önlüyorlardı. Ben şöyle bir düşündüm. Acaba Ertuğrul Osman kendi cenaze merasimini görse, böylesi gösterilere hoş karşılar mıydı? Hiç sanmam, eşinin de bu davranışlardan rahatsız olduğu seziliyordu. Padişahlık özentisi, özlemi içindeki bu zavallı insanlar acaba ne istediklerinin farkındalar mı? Ya da bunları kalkan olarak meydanlara salanların erekleri ne? Tanrının yeryüzündeki gölgesi olarak görünen Osmanlı padişahları gerçekten dindar mıydı? Hiç birinin Mekke'ye Medine'ye yani hacca gittiği görülmemiş. Hemen hemen tümü saraylarında yüzlerce cariyeleriyle içkili, müzikli eğlencelerde günlerini gün etmişler. Öyleyse durmadan Osmanlı, Osmanlı diyenlerin derdi ne? Yıllardır hep düşünmüşümdür, Osmanlı Devleti zamanında Türkler neden, bu denli horlandılar, aşağılandılar, diye. Türkçe ve Türklük o denli horlanmış ki: “ Al turpu, vur Türkü, yinede yazık oldu turpu” diyecek kadar aşağılanmış. Dilimiz, yaşam biçimimiz bile oldukça farklı.  Osmanlı'nın divan edebiyatı denen Arapça, Farsça karışımı bir dili var. Sonradan içine biraz da Türkçe girmiş… Anlayabilirsen anla. Türk halkının kullandığı dil Türkçe, öz Türkçe… Bu edebiyata da Türk Halk Edebiyatı deniyor. Bugünkü Türkçemizin temeli bu halk edebiyatında yatıyor. Dilimiz ayrı, mutfağımız ayrı, geleneğimiz-göreneğimiz ayrı, yaşam biçimimiz ayrı, öyleyse bizi Osmanlı'ya bağlayan ne var? Orhan Bey Rum kızıyla evlenir, adını Nilüfer koyar. Ama kız aynı kızdır. Sonrasında da saraydaki padişahlar, Rum, İtalyan, Çerkez, Kürt, Rus kızlarıyla saraya doldururlar. Nedense anaların kanı, canı çocuklarına hiç etkilemez…   Yönetimine bakıyoruz devşirmelerle dolu. Avrupa'dan toplanan çocukların bir kısmı eğitilip yönetimde önemli görevlere getirilmiş, geri kalanı da yeniçeri ocağına aktarılmış. Avrupa'da milliyetçi hareketler hızlanıp yeni yeni devletler ortaya çıkınca zorda kalan Osmanlı'nın aklına Türkler gelmiş. Ancak böylesi zor durumda Türkler saraya girebilmişler. Osmanlı'nın en çok uğraştığı iki Türk beyliği var. Biri Aydınoğulları, diğeri Karamanoğulları. İkisi de diline, töresine bağlı, onurlu, dik başlı, Türkmen, Yörük topluluğu… Osmanlı, Balkanlarda toprak kazandıkça, başımdan uzaklaşsınlar diye oralara göç ettirmiş… 

       Aydın yöresindeki efeler haksızlığa baş kaldırıp dağa çıkınca da onlarla savaşmak için Arnavut, Çerkez birlikleri kurmuş. Efeleri kalleşlik yaparak öldürtmüş. “ Osmanlıdan dost olmaz” sözü yaptığı kalleşlikten ötürü Aydın yöresinde dilimize yerleşmiş. “ Arnavutlar atar atar vuramaz/ Sinanoğlu iştahından duramaz/ Efenin mermisi hiç adres sormaz/ Aman Efem! Osmanlıdan dost olmaz./ Osmanlının koruma kuvvetleri de Kürtlerden oluşuyor. Osmanlı tarihsel sürecini doldurmuş, ona bir sözümüz yok da şu Osmanlı sevdalılarına ne demeli…                                                

         Bu yaz okuduğum Öner Yağcı'nın “Sis” romanında Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla ilgili çarpıcı bölümler vardı. Selçuklu Devleti yıkılınca, devletin başında yuvalanan Farslar, tüm zenginliklerini alarak Osman Beyin yanına Söğüt- Domaniç'e gelirler. Yapılan toplantıda alınan kararlar gereğince yeniden yapılanan Osmanlı Beyliği tarih sayfasına çıkar. Türkleri de gücendirmemek için, düzmece bir kararla, kendilerinin de Oğuzların Kayı boyundan olduklarını ilân ederler.                 

     Tarih sayfalarında içinde Türk adı geçen iki Türk devleti vardır. Birincisi Göktürk Devleti, ikincisi de Türkiye Cumhuriyeti'dir. Orhun anıtlarındaki Bilge Kağan'ın söyleviyle Mustafa Kemal Atatürk'ün söylevi bire bir örtüşmektedir. Bunlar Tanrının bir işaretidir diye düşünüyorum. 

      Bilge Kağan'ın dediği gibi: “ Ey Türk Oğlu! Birliğini, törelerini, dilini sahip çıktığın sürece, yer yarılıp, gök yıkılmadıkça senin birliğini ve bütünlüğünü kimse bozamaz.” Mustafa Kemal'in ana soyu Karmanoğulları'na baba soyu da Aydınoğulları'na dayanmaktadır. O'na Atatürk soyadı da çok güzel yakışmıştır. Atatürk'ün aydınlık gençliği, şimdi Hacı Bektaş Velinin de dediği gibi; “ İri, diri, bir olmanın zamanı.” Karanlığa küfretmekle karanlıklar aydınlanmaz, birer mum da biz yakarsak tüm ülkemiz apaydınlık olur…

Bu yazı toplam 487 defa okunmuştur
Ulusal Bellek
Adil Can
Geçmişini iyi bilmeyenlerin geleceği de aydınlık olmuyor. Bilmeden akıl yürütmek kadar kötü bir şey yok. Çok teşekkürederim aydınlattığınız için.
08 Ekim 2009 Perşembe 09:30
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÇOK YORUMLANANLAR