ANKET
NAZİLLİ'NİN VEKİLİ SİZCE KİM OLMALI?
YAZARLAR
PİYASALAR
DOLAR
1,8405
EURO
2,3135
IMKB
54.885
HAVA DURUMU
Ankara 10 / 22 °C
İstanbul 15 / 21 °C
İzmir 13 / 21 °C
Aydın 12 / 24 °C
MAİL LİST
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Osman GİRGİN
TİYATRO
27.01.2011 18:12

            Geçmişten bu güne dünyanın en etkili sanatlarından birinin tiyatro olduğu kesindir. İşte bu sanatı en iyi şekilde kullanmak bize düşüyor. Ne kadar kullandığımız da kişiden kişiye değişir. İşte geçen hafta çok önemsediğim bir etkinlik vardı. 

            Reklâmın iyisi kötüsü olmaz. Bir dönem “Issız Adam” filmiyle iyi reklâm yapan Cemal HÜNAL, başrol oynadığı “Aşk Kokusu” adlı oyun ile Nazilli’mize geldi. Öncelikle bu gibi sanat etkinliklerinin gelmesi önemli. Bu konuda sanatı, sanatçı ile buluşturan herkese teşekkür ediyorum.

            Tiyatro yıllardan hatta asırlardan bu yana hep en iyi öğreti ve temaşa sanatı olmuştur. Hal böyle olunca kendisine göre bir izleyici kitlesi vardır. Bu izleyiciler sanattan anlayan,  değer veren bilinçli bir topluluktur. İşte böyle bir topluluğun bir arada bulunduğu ve ilçemizin aynası sayılabilecek faaliyette organizenin çok iyi olması gerekirdi. Tabiri yerindeyse 20 yıl önceki garajlarımızdaki kargaşalıklar gibi içler açısı olmamalıydı. Bir koltuk birden fazla kişiye satılıp,  ağabey ayakta idare ediver edebiyatı yapılmasa daha iyi olurdu.

            Tabii ayakta izlemedik. Belki hakkımızdan daha iyi yerde ve durumda izledik. Nasıl mı? Biletli kişinin izlemeye gelmemesi nedeniyle. İşin enteresan yönü, mağdur olanın sadece birkaç kişi olmaması ve yerlerin iki kişiye değil, birden fazla kişiye satılmış olması. Bu sanatseverleri oldukça üzdü. Birde tiyatro gibi ciddi organizelerin zamanında başlaması gerekir diye düşünüyorum. Yani yirmi dakika belki çok önemli değil gibi görünebilir fakat zaman bizim için çok değerlidir. Aynı zamanda ciddiyetimizi ve saygımızı gösterir. Aklımıza, biz bu işleri neden beceremiyoruz sorusunu getirdi.

            Türkiye’nin en iyi sanatçıları, en güzel ilçesinde, en güzel salonda, en güzel sanatseverlere oyun sunacaklar da böyle hatalar olacak. Doğrusu yakıştıramadım. İnşallah gelecek günlerde ve oyunlarda tekrarlanmaz.

            Oyuna gelince, ben sanat eleştirmeni değilim. Sadece iyi bir izleyici olduğumu tahmin ediyorum. Bu halimle oyunu içerik ve mesajları yönüyle doyurucu bulmadım. Zaten bir romantik komedi diyeceksiniz. Ama biz ne gülerken ağlatanları, ağlarken güldürenleri gördük. 

            Oyunda günümüz dünyasının çarpıklıklarını, kapitalizmin insana oynadığı oyunları ve en önemlisi bizi biz yapan değerlerin nasıl yok olup gittiğini ortaya koymaya çalıştılar. Bunda da başarılı değillerdi ama belki benim gibi düşünmeyen kalabalıklar olabilir. Günümüzün en etkili televizyon dizilerinin nasıl ve hangi şartlarda yazıldığını, senaristlerin durumlarını anlatmaya çalıştılar. Başardılar da. Fakat ben vatandaş rıza olarak, oyunda kendimi bulamadım.

            İşte her zaman ve devirde kendini bir okul edasıyla lanse eden, öğrencileri hayatın her yerinden olan tiyatronun ne demek olduğunu kendine göre dile getiren Necip fazıl KISAKÜREK’ TEN tiyatro ile ilgili bir açıklayıcı yazı:

          “—Ön tarafı açılır kapanır bir mikâp(küp) içinde hayatı yakalamak… Kapana kıstırır gibi… Tiyatro budur…

            Bana sorarsanız, beşeri keşiflerin en büyüğü olarak tekerleği gösteririm. Sanat şekilleri içerisinde bence en büyük keşif tiyatro… Tekerlek, nasıl bitmeyen mesafeler üzerinde sonsuz bir dönüşse, tiyatro da, durmayan zamanın mikâp biçimi bir kavanoz içinde, bütün madde ve hareket kadrosu ile dondurulması…

            İster derinliğine doğru insan,  ister bu insanla beraber sığlığına doğru cemiyet davasında, gayeli ve gayesiz, fakat kelime ve hareketlerin mimarı her sanatkâra imparatorluk tacı tiyatrodadır. Hele yeni insanla beraber cemiyet yoğurucusu, fikirci ve aksiyoncu sanatkâr, o pınardan başka bir kaynakta susuzluğunu gideremez. (Tez)in laf olmaktan çıkıp büyü olduğu yer, işte o esrarlı dört köşe…

            Öyleyse, mutlak iman halinde (tez)lerin (tez)ine sahip olan biz, tiyatrodan üstün ve dokunaklı alet kabul edebilir miyiz? Edemeyiz ama, işte –hamdolsun- o mutlak iman yüzünden bugünkü Türk(!) Tiyatrosu bize kapılarını kapamış bulunuyor; biz de ona, yerle göğü birbirine katacak olan tiyatromuzla karşılık veremiyoruz. Dedik ya, istikbali ve bu arada istikbalin aktörünü bekliyoruz.

            Bugün dünyanın her yerinde hafakanlı bir burhan yaşayan tiyatro, bir gün bizim tiyatromuz kurulursa, belki mide gurultusu seslerinden ve o güzelim mikâp içinde, camlarda uçuşan sineklerin başıboş kıvrımları kadar serseri gidip gelişlerinden kurtulur, manaya ve aksiyona kavuşur.”

            Muhabbetle…

Bu yazı toplam 1009 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÇOK YORUMLANANLAR