ANKET
NAZİLLİ'NİN VEKİLİ SİZCE KİM OLMALI?
YAZARLAR
PİYASALAR
DOLAR
1,7535
EURO
2,3060
IMKB
60.675
HAVA DURUMU
Ankara -5 / 3 °C
İstanbul 4 / 8 °C
İzmir 4 / 10 °C
Aydın 4 / 11 °C
MAİL LİST
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Osman GİRGİN
ÜSTAD

Yakın tarihimizin ender şahsiyetlerinden olan, Edebiyat dünyasına yazarlığı, şairliği ve eleştirmenliği ile giren, zamanın en iyi şahsiyetlerinden biri olduğu için “Üstad” lakabını alan, aynı zamanda Türk Milletinin milli ve manevi hassasiyetlerini dile getiren ender şahsiyeti anmaya çalışacağım.

      Tanımaya çalıştığımız Üstad Necip fazıl KISAKÜREK için ne desem az, ne desem fuzuli.Ama tanıtmamak ise, gaflet hatta cahillik.Yeri doldurulmadı diyeceğim ama, doldurulamayacak ki!.. Yaşanacak.

      Kitaplar onu çile şairi diye yazacaktır. Çile şairi ki, ne çile şairi. Dönemi icabı bir içeride, bir dışarıda. Hapishane hayatından nefret eden, Beyoğlu'ndan İstanbul'a ışık saçmaya çalışan bir yazar, bir şair, bir fikir adamı, bir mücadele insanı.-“Şiir: Mutlak hakikati arama işidir.” Diyen şairi, Hakikate yürüyüşün yirmi altıncı yılında anmaya, anlamaya, anlatmaya çalışıyoruz.(25 Mayıs 1983) Onu hasretle özlemle anıyoruz.

     İlk şiiri1922 yılında, şiir kitabını 1925 yılında (Örümcek ağı) çıkarır.1925–1934 yılları arasında Hollanda Bankası, Osmanlı Bankası, İş Bankasında çalıştı. Dönemin yazarlarından Yakup Kadri, onu deha olarak tanıtır. Nurullah Ataç onun için:

     -“Yarına kalacak tek şair.” Der.

     -“Bir mısrası bir millete şeref verecek şair.”Diyerek kendisine iltifatlar yağdıran Yaşar Nabi idi.

     Şiirleri ders kitaplarına girer, dilden dile dolaşır, ama bu şan, şöhret, itibar, şairi mutlu etmez. Şair bu günleri şiirlerinde anlatırken şöyle sesleniyor:

              “Yeryüzünde yalnız benim serseri

               Yeryüzünde yalnız ben derbederim.”

     1934 Yılında hayatında büyük bir değişiklik olur. Hayat tarzı değişir. Şair fildişi kulelerden çıkar, geniş halk kitleleriyle kucaklaşır. Eserlerinin sayısı hızla artar. Kendi ifadesiyle:

      -“O güne kadar bütün eserim bir buçuk kitapçıktan ibaret.”

      Mislik Şair, o büyükten aldığı feyz ile seksen doksan cilt esere3 doğru yürür. Bu değişim “kurtarıcım” diye bahsettiği Abdülhakim ARVASİ'nin eseridir.

       O güne kadar dost olanlar bundan sonra şairi tanımaz olurlar. Artık edebiyatçı bile olamayacağını söylerler.Çünkü artık şairin dünya görüşü değişmiştir.Şair kendini kurtarıcısına dolayısıyla Allah'a admıştır.

       Şair yaklaşık otuz yıllık hayatı hakkında da kendini cahil ve dünyada sahibinden habersiz oyun oynayan, uçurtma uçuran çocuklara benzetiyor. Bu dönemin kendisi üzerinde derin tesir bıraktığını görüyoruz. Bu dönemi hiç sevmeyen, kendinin çöplüğü olarak nitelendiriyor.

       1943 Yılında fikirlerini daha iyi yaymak için Büyük Doğu Mecmuası'nı çıkaran Üstad ilk sayısını kurtarıcısına götürür. Fakat o (Abdülhakim ARVASİ) Bakanlar Kurulu kararıyla İzmir'e sürülmüştür. Dünya gözüyle bir daha görüşemezler.

       Artık o mukaddes emanetin dönmez savunucusudur. Davacısıdır. O, o dönemi anlatırken şöyle haykırmaktadır:

                 “Zamanı kokutanlar, mürteci diyor bana;

                  Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.

                   …

                   Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!

                   Bir saman kâğıdından, bütün iş kopya almak;

                   Ve sonra kelimeler, kutlu, ulusal.”

      Dönemin sosyal yapısını ve dilini bozmaya, memleketin düşünce yapısını değiştirmeye çalışan insanların çoğalması Üstad'ı üzmektedir. İnsanlar Türk dilini, gerek bozarak gerekse yeni kelimeler ekleyerek bir yerlere götürmeye çalışmaktadırlar. Bunlara sessiz kalamayıp şöyle seslenmektedir:

                    “Bülbüllere emir var, lisan öğren vakvaktan,

                    Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan.”

      Onun bu şiirleri Anadolu insanı tarafından sevilerek okunur. Türk Milleti, kendi duygularını, düşüncelerini, inançlarını, tarihini, kültürünü, mukaddesatını böylesine güzel sahip çıkan, destanlaştıran şairi kucaklar, bağrına basar.”Üstad” demeğe başlar.

      Necip Fazıl KISAKÜREK 1943–1960 yılları arasında defalarca tutuklanıp hapse atılır. Hapse atılma nedeni ise malumu üzerine düşünceleridir. Fakat o hiçbir zaman düşüncelerinden, konuşmalarından ve yaptıklarından geri durmaz ve vazgeçmez. Çünkü o kendini Allah'a ve mensubu bulunduğu Türk Milletine adamıştır.

      Zindanlarda büyük acılar çeker. Çıkardığı “Büyük Doğu” defalarca toplatılır ve kapatılır. Ama o davasından vazgeçmez. Türk siyasi hareketinden hiç etkilenmez. Kim gelirse gelsin, kim başbakan olursa olsun Üstad suçludur.1958 yılında Üstad'ın yüz yıla yakın mahkûmiyeti vardır.

      Ama O, davasının Anadolu insanı tarafından benimsendiğini ve maya tuttuğunu görmüştür. Kendisi için bir mükâfat olarak gören şair rahatlayacağını düşünür.1947 yılında yazdığı şiirinde şöyle seslenir:

                “Surdan bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes!

                 Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es!..

      Fakat neredeyse dışarıdan daha çok içeride (hapishanede) kalmaktadır. O hapishanede geçirdiği zamanı değil ama insanlarla, Allah dostlarıyla ayrı kaldığı zamanı acımaktadır. Açtığı deliğin ilelebet devam edeceğini de bilmektedir. O yıkıcı rüzgârlar surdan açılan deliği kapatamayacaktır.

      İşte Türkiye'nin manevi mimarlarında olan Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK'İ birkaç cümle ile tanıtmaya ve anmaya çalıştık. İnşallah gelecek haftaki yazımızda devam edeceğim. Allah kendisinden razı olsun.

      Muhabbetle…

Bu yazı toplam 894 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÇOK YORUMLANANLAR