ANKET
NAZİLLİ'NİN VEKİLİ SİZCE KİM OLMALI?
YAZARLAR
PİYASALAR
DOLAR
1,7535
EURO
2,3060
IMKB
60.675
HAVA DURUMU
Ankara -5 / 3 °C
İstanbul 4 / 8 °C
İzmir 4 / 10 °C
Aydın 4 / 11 °C
MAİL LİST
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Osman GİRGİN
ÜSTADIM

Büyük düşünce adamımız, yazar, çile şairimizi ölümünün 26. yılında anmaya devam ediyoruz.

     Dünya görüşleri ve inancı yüzünden çilehanelerden çıkmayan Üstad, zamanın idarecileri tarafından çok hoş karşılanmaz. Öyle olmuştur ki, artık nerede yaşayacağını ve zaman alınacağını kestirememektedir. Rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTİ'NİN yazdığı bir yazıdan dolayı dergi sahibi olarak Üstad'ı içeri ye alırlar. Tabiî ki ikisi de üzülür. Serdengeçti Üstad'a ziyaret gelir.

     —Üstadım nasılsınız?

     —Nasıl olalım! Allah seni dışarıda, beni de içeride imtihan ediyor.

        Çünkü Necip Fazıl KISAKÜREK hapishaneyi, Osman Yüksel Serdengeçti dışarıyı sevmezmiş.

        Şair ne yapacağını kara kara düşünürken 1960 yılında ihtilal olur.  Şair hiçbir dönem ve görüşe yaranamamıştır. Tek parti dönemi, demokrat parti dönemi, ihtilal dönemi ve daha sonraki dönemler olmak üzere. İhtilalin umumi basın affıyla bu cezalardan kurtulur. Fakat o çile şairidir. İhtilalin ilk tutukladığı kişiler arasında yine o vardır. Basın affından da istisna tutulur ve bir buçuk yıllık cezasını çekmek üzere Topbaşı Cezaevine girer. Şair cezaevinde çok güzel eserlere imza atar.

          “Zindan iki hece, Mehmet'im lafta!

           Baba katiliyle baban, aynı safta.

           Bir de geri adam, boynunda lafta…

           Halime düşünüp yanma Mehmed'im

           Kavuşmak mı?.. Belki… Daha ölmedim.

           …

           Çaycı, getir, ilaç kokulu çaydan!

           Dakika düşelim, senelik paydan!

           Zindanda dakika farksızdır aydan.

           Karıştır çayını zaman erisin;

           Köpük köpük, duman duman erisin!” (Mehmet şairin büyük oğludur.)

           Zindandan Mehmet'e mektup şiiri ne güzel dille yazılmıştır. Bu nasıl çarpıcı usluptur. Bu nasıl Üstad'tır ki, mahkûmken bile hükmeder. Oradan bile üretmeye, eser vermeye, kendini güvenenlere yalnız bırakmamaya devam etmiştir. Yurdumuzda birçok kişi hapse girmiştir. Ama hiç biri Üstad gibi haykırmamıştır.

           Türk edebiyatında heceyi bu kadar başarıyla kullanan çok az şair vardır. Çile şairi hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamıştır. Topluma daima tarihi misyonunu hatırlatmıştır. Zindanda bile, aydınlık yarınlara haykıran çevresine müjdeler veren bir insandır.

              “Sen bir devsin, yükü ağırdır devin.

              Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin.

                     Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!

                     Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

                     Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

              Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

              Gün doğmuş, gün batmış, ebet bizimdir!

      Üstad 1964 yılında hapishaneden çıkınca Anadolu'ya karış karış dolaşmaya “Büyük Doğu Nesli'ni” yetiştirmeye çalışır. Büyük Doğu Mecmuası dört kere çıkar ve kapatılır. Ama konferanslarında milletin kucak açmasından memnundur. Her gittiği yerde suya hasret topraklar gibi karşılanmaktadır. Şair bu durum karşısında şöyle seslenmektedir:

                “Tohum saç bitmezse toprak utansın,

                Hedefe varmayan mızrak utansın.

                Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!

                Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

                               Usta da kalırsa bu öksüz yapı,

                               Onu sürdürmeyen çırak utansın!”

                Şair bir ara siyasete de göz kırpmıştır. O günün şartlarında düşüncelerine yakın siyaset yapanlarla bir araya geldiyse de “güvendiği dağlara kar yağdı” ve bıraktı. Siyasetin hiçbir zaman amaç değil araç olduğunu savunmaktaydı. Onun için Şair'i, gelecek yıllarda da yine başka bir davanın içine girerek hizmet yapma çalışmalarında görüyoruz. Özellikle son zamanlarda çıkardığı “Rapor”larında hayatı boyunca verdiği mücadeleleri ve siyasetin iç yüzlerini anlatmaktadır. Ölümünden sonra dahi, Şair'in siyasi düşüncesi birçok kimse ve topluluğa ışık saçmaktadır.

                Ömrü boyunca mahkemelerde fikrini ve fikrinin doğruluğunu savunan şair 1980 sonrası açılan Ülkücüler davasında yargılanmış, bu memleketi ve memleket üzerinde yaşayan Müslüman Türk olmayı sevmekten başka bir suçu olmadığını savunur ve beraat etmiştir.

                1972 yılında o artık evdedir.1978 yılında Büyük Doğu 16. defa çıkar. Ama artık Üstad ihtiyarlamıştır. Vücudu çökmüştür. Koca şaire dünya boş, odalar loş gelmekte, gözleri kavuşma gününü beklemektedir. Bunu şu dizeleriyle anlatmaktadır:

                               “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber.

                               Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?”

                İstanbul aşığı ve hayatının hiçbir döneminde ayrılmayı göze alamadığı şehir için de:

                               “Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar,

                               Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

                               Gecesi sümbül kokan,

                               Türkçesi bülbül kokan,

                               İstanbul,

                               İstanbul…

                İstanbul sevdalısı üstad, her fani gibi çok sevdiği şehrinde 25 Mayıs 1983 yılında güzel bir ölümle aramızdan ayrıldı. Çok sevdiği yaratıcısına ve dostlarına kavuştu. Üstad'ın “Sakarya Türküsünü” mutlaka okumalısınız. Allah rahmet eylesin.

Muhabbetle…

Bu yazı toplam 644 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÇOK YORUMLANANLAR